20 Kasım 2012 Salı

Erdoğan'ın gözüyle vergi denetimi


Okan Müderrisoğlu

okanm@sabah.com.tr   

Başbakan'ın "ince ayar" paket

 Maliye Bakanlığı'nın özellikle vergi denetimindeki yeniden yapılanması, "sancıları ile makul itirazları ile gönül kırgınlıkları ama daha çok ispat duygusu ile" belli bir yere oturdu.Şimdi gözler, Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı değerlendirmede. Anlaşılan o ki Yüksek Mahkeme, bu hayati konuda "sistemi tıkayacak, beklentilerin yönünü değiştirecek ve belki de reformu sakatlayacak" nihai karar noktasında kılı kırk yarıyor. Esasen, kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirilen değişimin ana hedefindeki tutarlılığa rağmen hukuki yönden sıkıntılı yönleri de bulunuyor...

Bütün bunlar, görünür gelecekte netlik kazanacak.
Ama benim yansıtmak istediğim husus, siyasi otoritenin güncel bakışı. Geçtiğimiz hafta Azerbaycan, Ukrayna ve Bosna'yı kapsayan dış gezisinde Başbakan Tayyip Erdoğan'ı izleme, farklı alanlardaki görüşlerini dinleme fırsatı buldum.
Başbakan, vergi denetimindeki yeni modele samimiyetle inanıyor. Hatta büyük umut bağlıyor. Üstatların itirazlarını yansıtma biçimi Başbakan'ı ikna edemediği gibi yer yer direnç gösterilmesi de rahatsızlık yaratmış. Bu yüzden olsa gerek bize dedi ki:
"Maliye Müfettişleri, Hesap Uzmanları, Gelirler Kontrolörleri karşımıza dikildiler. Mesajlar gönderdiler. 'Felaket olur' dediler... Bize göre bu birleşme olunca A'dan Z'ye, büyüğünden küçüğüne denetim yapılacak. Çok büyük vergi kaçağı, vergi kaybı var. Nereden ve nasıl kaçırılıyor? Artık buna bakılacak..."

Sabah

Vergi Denetim Kurulu"nun Yeni Hizmet Binasını Açtı

Başbakan Erdoğan, Vergi Denetim Kurulu"nun Yeni Hizmet Binasını Açtı

Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı"nın yeni hizmet binasının açılış töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, “Vergi verenlerin yüzde 85'ini kimler oluşturuyor diye baktığımızda bunlar malumunuzdur. Ama bunlar sağlıklı denetleniyor mu, sağlıklı denetlendiğine ben inanmıyorum" dedi.
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı’nın yeni hizmet binasının açılış töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, “Vergi verenlerin yüzde 85'ini kimler oluşturuyor diye baktığımızda bunlar malumunuzdur. Ama bunlar sağlıklı denetleniyor mu, sağlıklı denetlendiğine ben inanmıyorum" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'nın Eskişehir Yolu üzerindeki Eğitim Merkezi ve Yeni Hizmet Binası'nın açılış törenine katıldı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile birlikte 'Hayırlı uğurlu olsun' diyerek açılışı gerçekleştiren Başbakan Erdoğan, daha sora yeni hizmet binasına geçerek burada bir konuşma yaptı. Kendilerinin iktidara geldiği yıllarda toplanan verginin yüzde 85-86'sının faize gittiğini, geriye kalan yüzde 14-15'lik payın yatırıma gittiğini ifade eden Erdoğan, "Fakat yatırıma giderken de dönen fırıldaklar ayrı bir konu. Çünkü 5 liralık işi 1 liraya, 2 liraya yapmak var; bir de 5 liralık işi 10 liraya yapmak var. Bunlar da önemli. Orada da maalesef akıl almaz suistimaller söz konusuydu. Şimdi ise vergi gelirimizin yüzde 15-16'sı faize gidiyor, gerisi ise yatırımlara gidiyor. Bu yatırıma gidenlerin de ayrıca bereketi var. Yani şu 10 yıl içindeki yatırımlara baktığınız zaman, eğer burada bir yatırım bereketi varsa işte bunun altında bu yatıyor. Bunun daha ideal olması mümkün mü, daha ideal olacak" diye konuştu.

Geçmişte maliye camiasında 4 ayrı birim olduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, "Yani denetim dediğimiz zaman 4 tane birim maliye camiamızın içinde adeta kendilerine ait bir kast sistemi oluşturmuşlardı. Bunu aşana kadar ben 6 yıl mücadele verdim. Bakın, 6 yıl. Kendi arkadaşlarım dahi zaman zaman bu işte karşıma çıktılar. Tabii hiçbirine inanmıyordum, inandığım tek şey vardı, burada bu iş tek başlı yürürse netice alırız, tek başlı yürürse bereket olur. Bir de bu camianın içine bizim birlikteliği, beraberliği, kardeşliği getirmek lazım" dedi.

"VERGİ VERENLERİN SAĞLIKLI DENETLENDİĞİNE İNANMIYORUM"

Başbakan Erdoğan, şu anki denetçi sayısının 4 bin 800 olduğunu fakat bunun yeterli olmadığını, bunun en az 10 bine çıkarılması gerektiğini belirterek, sağlıklı bir denetim mekanizmasının gerçekleştirilmesi için bunun gerekli olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, “Vergi verenlerin yüzde 85'ini kimler oluşturuyor diye baktığımızda bunlar malumunuzdur. Ama bunlar sağlıklı denetleniyor mu, sağlıklı denetlendiğine ben inanmıyorum. Daha sağlıklı denetlenir hale getirmemiz lazım. Sağlıklı denetlenir hale getireceğiz ki ülkemiz de bundan hakkını alsın” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, asıl vergi vermesi gerekenler üzerinde çalışma yapılması gerektiğine vurgu yaparak, “Ben bu işin üzerinde biraz kararlı duruyorum ve bunu siz değerli arkadaşlarımdan bekliyorum. Çünkü bu ülkede garip gürebanın, fakir fukaranın bir beklentisi var" dedi. Başbakan Erdoğan, denetmenlerin kilit bir konumda bulunduğunu söyleyerek, bu kuruma eleman alımının hızlandırılması gerektiğini söyledi.

"KİLİT SİZSİNİZ"

Konuşması sırasında Büyükşehir Belediyesi Kanunu’ndan da bahseden Erdoğan, kanunun yürürlüğe girme aşamasında muhalefetin karşı çıktığına vurgu yaparak, “Biz dertliyiz ama onların derdi yok” dedi. “29 büyükşehir belediyesinin Türkiye genelinde hitap ettiği nüfus yüzde 85 olacaktır” diye devam eden Başbakan Erdoğan, “Böyle bir noktaya geliyorsunuz. Bu yadırganır mı, öyleyse bizim milli bütçemizin güçlü olması lazım. Burada da dediğim gibi anahtar sizsiniz, kilit sizsiniz” ifadelerini kullandı.

Geçmişte birçok bankanın battığını, Ziraat Bankası’nın bile geçmişte batık olduğunu ama şuan Avrupa’nın en saygın bankaları arasında yer aldığını dile getiren Erdoğan, artık bakkal dükkanı açar gibi Türkiye’de banka açılmadığını kaydetti. Geçmişte bankaların akla hayale gelmeyen faizler verdiklerini hatırlatan Başbakan Erdoğan, “Yahu bu değirmenin suyu nereden geliyor diye soran var mıydı, yok” dedi. İsim vermeden Cem Uzan'a gönderme yapan Erdoğan, “Ne oldu bak şimdi, bunun sahibi bu ülkede değil; kaçak ve farklı yerlerde saltanat sürüyorlar. Ve bu ülkeye dava açıyorlar. O dönemin siyasilerin de bunda vebali var” diye konuştu. Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle bitirdi:

Sizler inanıyorum ki bürokratik oligarşiyi de kıracaksınız arkadaşlar. Dünyada en büyük katliam, bürokratik oligarşidir. Bu bürokratik oligarşiyi sizler pratik yaklaşımlarla çözeceksiniz. Statükoya asla mahkum olmayacaksınız. Statüko otokratik bir yapıdır ekonominin içinde. Bunu yıkmamız lazım. Milletimiz için bunu yıkmamız lazım. Ve bu oligarşi bir felakettir, milletlerin felaketidir. Bunu hep birlikte yıkmamız lazım. Yani biz koltuğumuza oturduğumuz zaman burada birilerinin saltanatını sürdüreceğiz diye değil, tam aksine biz buralarda ‘milletime ne sağlarım, devletime ne sağlarım’ bunun hesabı içinde bunu yapmamız lazım. Pratik olarak hemen tık tık tık işi bitirip gerekli olan yere havale etmemiz lazım. ‘Bugün git, yarın gel’, artık bunların bizim kitabımızda yerinin olmaması lazım. Tam aksine hemen bakıp gözden geçirdikten sonra o anda bu iş bitiyorsa o anda bitir, kendisine teslim et. Çünkü ‘bugün git, yarın gel’ özgüveni de bitiriyor. Girişimcinin, yatırımcının hepsinin özgüvenini bitiriyor. Ama ben size inanıyorum, inşallah sizler bunu yıkacaksınız ve hep birlikte bunu yıkacağız ve ülkemizi 2023’te dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içerisinde güçlü bir Türkiye olarak meydana getireceğiz.”

Başbakan Erdoğan, açılışta konuştu


Başbakan'dan Maliye'ye kast eleştirisi

 Başbakan'dan Maliye'ye kast eleştirisi

Başbakan'dan Maliye'ye kast eleştirisi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçmişte Maliye Bakanlığı içindeki yapılanmayı eleştirerek,
 ''Bir kast sistemi Maliye'nin içinde çalışıyordu. Gücenmek yok. Ben bunu aşabilmek için 6 yıl mücadele verdim''
dedi.

Erdoğan, ''Yatırımlar için petrol kuyularımız yok. Petrol kurullarımız olmadığına göre bu kayıtdışını kayıt altına almak için az önce bakanım bir oran verdi. Ben o oranın çok üstünde olduğunu düşünüyorum. Kayıt altına almak suretiyle, bu milletin hakkını kendine vermemiz lazım'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, mali disiplinden 2013 yılında da taviz verilmeyeceğini belirterek, ''En son ABD'deki gelişmeleri de görüyorsunuz. Vergiyi, gidip kenar, köşedeki bir bakkal dükkanından almak, onların defterlerini alıp onları köşeye sıkıştırmak değil. Asıl vergi vermesi gerekenler üzerinde nasıl bir çalışma var. Önemli olan bu. İşte 'mali disiplin' derken ben bunun üzerinde de biraz kararlı duruyorum''dedi.

alıntı,
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2012/11/20/basbakandan-maliyeye-kast-elestirisi

6 Ekim 2012 Cumartesi

Vergi denetiminde büyük dönüşüm tamam

Bir yıldır süren vergide devrim niteliğindeki dönüşüm tamamlandı. Dünya standartlarında denetim için 5 bin kişilik bir ordu kuruldu. Sessiz devrimin mimarlarından biri olan Adnan Ertürk, "Denetimde hem devletin hem vatandaşın hakkını koruyacağız" dedi
Türk vergi sistemindeki denetim yapısı son bir yıl içinde sessiz bir devrime imza attı. 2011'de hayata geçirilen "Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı" ile start alan dönüşüm sayesinde, önce çok başlı yapı terk edildi, ardından da yaklaşık 5 bin kişiden oluşan Türkiye'nin en büyük denetim mekanizması kuruldu. Hesap Uzmanı, Maliye Müfettişi, Gelirler Kontrolörü ve Vergi Denetmeni kadroları ile bunların bağlı oldukları kurullar kaldırıldı. Tek çatıda toplanan birimlerin görevini yürütecek kişiler Vergi Müfettişi unvanını aldı. Uzmanlaşma ve iş bölümü anlayışıyla yenilenen kurum, vergi denetimlerinde standart bir yapı oluşturmayı başardı. Dönüşüm sayesinde vergi kaçakçılığının büyük oranda düşmesi bekleniyor.

ÇEVİK SİSTEM KURDUK
Kısa sürede yaşanan değişimin mimarlarından olan Vergi Denetim Kurulu Başkanı Adnan Ertürk yeni dönemi ve kurumun hedeflerini SABAH'la paylaştı. Ertürk, "Türkiye'nin en büyük denetim birimi olduk" dedi. Adnan Ertürk şöyle konuştu: "Vergi denetiminin tek elden yürütüleceği, çevik ve güçlü bir sistem kurduk. Kurumsal kimliğimizi logolarımıza varıncaya kadar sil baştan yeniden oluşturduk. Vergi Denetim Kurulu dünya standartlarında denetim yapacak. Denetimleri gerek kamunun, gerekse mükellefin hakkını en üst seviyede koruyarak gerçekleştireceğiz. Esas itibarıyla objektif ve hakkaniyete uygun hareket eden bir denetim birimi olacağız."

800 KİŞİYE AYNI ANDA EĞİTİM
Yeni denetim mekanizmasında kurum içi eğitim sistemine de önemli yatırımlar yapıldı. Bu kapsamda Ankara'da aynı anda 800 kişinin eğitim alacağı bir merkez kuruldu. Hedeflerinin her zaman güncellenen ve bilgi birikimini yükselten bir kadroya sahip olmak olduğunu vurgulayan Ertürk, "Eğitime çok önem veriyoruz. Neticede vergi mükellefleri küresel ticaretin yeni kurallarına hızla adapte olabiliyorlar. Bizimde onlarla aynı dili konuşabilmemiz için kendimizi yenilememiz lazım. Ayrıca yabancı sermaye konusunda da çok hassasız. Ülkemize gelen yabancı şirketlerin vergi mevzuatında sıkıntı yaşamaması için alanında uzman, iyi derecede yabancı dil bilen denetim grupları oluşturduk" dedi.

RİSK ANALİZİ YAPACAK
Kurumun, logosundan binaların mimari düzenlemesine kadar birçok alanı yenilediklerini anlatan Ertürk, standart bir kurumsallık yakaladığını söyledi. Vergi denetiminde Ar-Ge çalışmalarına da ağırlık vereceklerini vurgulayan Ertürk, buradaki risk analizlerini de kendilerinin gerçekleştireceğini belirtti. Ertürk, "Bu şekilde risk analizine dayalı, objektif esaslara göre vergi incelemesi yapacağız" diye konuştu.

4 GÜÇLÜ BİRİM
Yeni dönemde vergi mükellefiyle vergi denetimini yapan müfettişlerin aynı dili kullanmalarını hedeflediklerini vurgulayan Ertürk, "Bu kapsamda 4 ana denetim alanı belirledik. Büyük Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı, Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığı, Örtülü Sermaye, Transfer Fiyatlandırması- Yurtdışı Kazançlar Grup Başkanlığı ve Organize Vergi Kaçakçılığı ile Mücadele Grup Başkanlıkları'nı kısa bir süre içinde hayata geçirdik" dedi. Bu sayede işinin ehli, hukuka saygılı ve bütün işlemlerde bu kuralları üst seviyede tutan bir denetim birimi olmayı hedeflediklerinin altını çizen Adnan Ertürk sözlerine şöyle devam etti: "Mükellef odaklı, çalışan memnuniyetini en üst seviyede tutan, yetkin, modern bir yapı kurduk. Düzgün vergi mükellefi bu sistemde daha avantajlı olacak. Ancak vergi kaçırmaya teşebbüs eden mükellef için ise sistem bir o kadar disiplinli olacak"

ALINTI
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2012/10/05/vergi-denetiminde-buyuk-donusum-tamam?fb_action_ids=10151180445202904&fb_action_types=og.recommends&fb_source=other_multiline&action_object_map={%2210151180445202904%22%3A473994659297914}&action_type_map={%2210151180445202904%22%3A%22og.recommends%22}&action_ref_map=[]

30 Eylül 2012 Pazar

Sizin kurumda da, işportacı tipi müfettiş var mı?


Türkiye’de Müfettiş gerçeği ya da denetçiliğe giden yollara döşenen taşlar
2003 yılından itibaren en fazla konuşulan konuların başında Teftiş Kurullarının kaldırılmasına ilişkin tartışmalar gelmektedir. Özellikle Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanunun getirdiği en önemli yeniliklerden birisi denetime getirilen bakış açısıydı. Ancak, bu Kanun dönemin Cumhurbaşkanınca veto edildiği için kanunlaşması mümkün olmamış, Hükümet de bu konuda ısrar etmemişti.
Bu Kanunun Denetim başlıklı 38 inci maddesinde; “Denetim; kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyet ve işlemlerinde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve kuruluşların gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı hale gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre; tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirerek ilgililere duyurmaktır.”şeklinde tanımlanmıştı.
Yine bu Kanunun Denetimin kapsamı ve türleri başlıklı 39 uncu maddesinde; “Kamu kurum ve kuruluşlarında iç ve dış denetim yapılır. İç denetim; hataların önlenmesi, risk ve zayıflıkların belirlenmesi, iyi uygulama örneklerinin yaygınlaştırılması, yönetim sistemlerinin ve süreçlerinin geliştirilmesi amacıyla yapılan denetimdir.
Dış denetim; kamu kurum ve kuruluşlarının hesap verme sorumluluğu çerçevesinde bütün faaliyet, karar ve işlemlerinin, kurumsal amaç, hedef ve plânlara ve kanunlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.
Kamu kurum ve kuruluşlarının iç ve dış denetimi; hukuka uygunluk, malî denetim ve performans denetimini kapsar:
a) Hukuka uygunluk denetimi; eylem ve işlemlerin ilgili kanun, tüzük, yönetmelik ve diğer mevzuata uygunluğunun,
b) Malî denetim; gelir, gider ve mallara ilişkin hesap ve işlemlerin doğruluğunun, malî tabloların tasdikinin ve mali sistemlerin,
c) Performans denetimi; yönetimin bütün kademelerinde gerçekleştirilen faaliyet ve programların plânlanması, uygulanması ve kontrolü aşamalarında ekonomikliğin, verimliliğin ve etkililiğin,
Denetlenmesini ifade eder.”hükümlerini görüyoruz.
Bu Kanunun Denetlemeye yetkili kurumlar başlıklı 40 ıncı maddesinde ise; “İç denetim, kamu kurum ve kuruluşlarının kendi yöneticileri veya kurumun üst yöneticisinin görevlendireceği iç denetim elemanları tarafından yapılır.
Merkezî idareye dahil kurum ve kuruluşlarla il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar ve mahallî idare birliklerinin dış denetimi kanunla belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde Sayıştay tarafından yapılır veya yaptırılır, sorumluların hesap ve işlemleri kesin hükme bağlanır. Bu amaçla Sayıştayın teşkilât yapısı içinde özel ihtisas daireleri oluşturulabileceği gibi, bölge düzeyinde birimler kurulabilir.
Mahallî idareler, bunların bağlı kuruluşları, işletmeleri ile mahallî idare birliklerinin malî işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri; idarenin bütünlüğüne, kalkınma plânı ve stratejilerine, merkezî idare tarafından belirlenen standart, ilke ve politikalara uygunluğu açısından İçişleri Bakanlığı tarafından da 18 inci maddenin ikinci fıkrasına göre kurulacak rehberlik ve denetim birimi marifetiyle denetlenir.
Köyler ile köylerin kendi aralarında kurdukları birlikler, mülkî idare amirleri eliyle denetlenir.
Kamu kurum ve kuruluşlarının denetimleri konusunda Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda yer alan hükümler saklıdır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Ancak, bu Kanun hükümleri yürürlüğe giremediği için uygulama alanı bulamamıştı. 5018 sayılı Kanunla birlikte ise iç denetçi ve iç denetim birim başkanlıkları uygulamaya girmişti. Başarılı örnekleri olmakla birlikte iç denetimde istenilen sonuca ulaşıldığını iddia etmek oldukça zordur.
Değişik zamanlarda çıkarılan KHK’lerla Teftiş Kurulları yerini Rehberlik ve Teftiş Başkanlıklarına bırakmıştır. Ancak, kimi kurumlarda hala Teftiş Kurulu Başkanlıkları hiçbir şekilde değişikliğe uğramadan devam etmektedir. Rehberlik ve Teftiş Başkanlıklarının oluşturulduğu kurumlarda ise rehberlik yerine denetim ön plana çıkmıştır. Sadece isim değişikliğinin ve görev alanına rehberlik hizmetlerinin eklenmesi icra edilen görevde ciddi bir değişikliği beraberinde getirememiştir.
Teftiş Kurullarında yaşanan en dramatik gelişme
Bu konuda en dramatik gelişme Sağlık Bakanlığında yaşanmıştır. Sağlık Bakanlığı Müfettişleri 663 sayılı KHK sonrası Sağlık Denetçisi olarak atanmışlardır. Bakana bağlı olarak görev yapan müfettişlerin Sağlık Denetçisi olarak atanmaları ve bazılarının Bakana bağlılıklarının sona erdirilmeleri adeta şok etkisi oluşturmuştur.
Birçok bakanlıkta da benzer durumlar oluşmuştur. Ancak, hiçbirisinde Sağlık Bakanlığında yaşanan ki kadar ağır olmamıştır. Ayrıca, Müfettiş unvanının denetçi olarak değiştirilmesi ve müşterek kararnameyle atanma dışında tüm yetkileri korunmuş ve bakana bağlı olarak görev yapmaları aynen muhafaza edilmiştir. Sağlık Bakanlığında ise tam bir travma yaşanmıştır.
Bir konuda farklı sonuçlar doğuran iki ayrı rapor yazılabilir mi?
Teftiş Kurulu Başkanlıklarının en fazla eleştirilen yönü zaman zaman imha ekibi olarak görev yapmalarıydı. Elbette toptan yaklaşmak bu camiaya karşı haksızlık olacaktır. Bunun karşısında hiç kimse de kendisini sütten çıkmış ak kaşık gibi hissetmemelidir. Şayet bir müfettişin dikkat ve özenle hazırladığı bir rapor bazılarının hoşuna gitmediği için başka bir müfettişe veriliyor ve tam tersi yönde bir sonuç içeren bir rapor hazırlanabiliyorsa burada bir sorun olmadığını hiç kimse iddia edemez. Bir konuda farklı iki rapor nasıl olabilir diye sakın düşünmeyin. Örnekler o kadar çoktur ki sıralamaya kalksak herhalde sayfalar yetersiz kalır. Hatta birçok müfettiş kendi meslektaşının yazdığı raporlardan utanır hale gelmiştir. Ama gerçekler bütün acısına rağmen maalesef değişmiyor.
Mukadder sonu maalesef Teftiş Kurulları kendileri hazırlamıştır
Mukadder sonu maalesef Teftiş Kurulları kendileri hazırlamıştır. Bu yazıyı okuyan müfettiş kökenliler kendi çalıştıkları Teftiş Kurullarında istenildiği şekilde rapor yazabilecek müfettişleri isim isim çıkarabilirler. İşte bu tıynette olan müfettişler maalesef kurullarda yalnız bırakılamadı ve gün geçtikçe sayıları çoğaldı. Bu müfettişler işleri kolaylaştırmaya başladılar. İşini hakkıyla yapan bir müfettişin zülfi yare dokunan raporları Teftiş Kurulu Başkanlarınca iade edilmeye başlandı. Raporunda ısrar eden müfettişlerin karşısına istenilen nitelikte rapor yazan müfettişlerle çıkıldı veya Teftiş Kurulu Başkanları müfettiş görüşlerini bir kenara iterek Başkanlık görüşü oluşturmaya ve bu görüşleri onaya sunmaya başladılar.
Önemli olan husus istenilen sonuca ulaşılması olduğu için ayak bağı olan müfettişler her kurumda istenmeyen personel grubuna sokulmuştur. Bilinen bu gerçek karşısında kimsenin başkalarını suçlamaya hakkının olmadığını düşünüyoruz. İçlerindeki çürük elmaları temizleyemeyen Teftiş Kurullarının sızlanmaya hakları olmasa gerektir. İstenilen raporu yazdıktan sonra ister müfettiş olun isterseniz denetçi olun.
Doğruları yazan müfettişlerin sıkıntıları
Kamuda öyle bir noktaya gelinmiştir ki her şartta vicdanlarının sesini dinleyen ve bildiklerinden şaşmayan müfettişlerin işleri her geçen gün zorlaşmıştır. Hatta uzun süren turnelerden dolayı evlerine dönemeyen müfettişler oluşmaya başlamıştır. Bütün müfettişler çok iyi bilirler ki müfettişleri cezalandırmanın çok sayıda yöntemi vardır. Bunlar arasında en bilinen yöntem müfettişin çok sayıda teftiş göreviyle görevlendirilmesi ve zamanında yetiştiremediği için de disiplin cezası ile cezalandırılması yöntemidir. Maalesef birçok müfettiş bu yöntemle hizaya sokulmaya çalışılmıştır. İşportacılar gibi her konuda istenildiği gibi rapor yazan müfettişler maalesef işlerini vicdanlarına göre yapanları zora sokmuştur.
Haksız yere müfettişlerin döktürdüğü gözyaşı
İdarelerin en fazla tiksinti duyduğu aynı zamanda da vazgeçemediği müfettiş tipi işportacı tipi müfettişlerdir. Yani her türlü rapor yazmaya teşni olan müfettiş tipleridir. Bu ifadelere hiç kimsenin kızmaya veya öfkelenmeye hakkının olmadığını düşünüyoruz. Sırf idarelerin imha etmek isteyip de bu tür müfettişler marifetiyle imha ettiği personellerin sayısı hiç de azımsanmayacak miktardadır. Bu tür teftişlere maruz kalan personellerin ve ailelerinin çektiklerini kimse bir kenara koyamaz. Ya da çok vahim suçlar işlediği halde korunan ve kollanan personellerin de miktarı azımsanmayacak miktarlardadır. Bütün bu olup biten olaylar karşısında her kesin şapkasını çıkarıp nerede hata yapıldığını araştırması ve bu hatalardan ders çıkarması gerekmektedir. Hiç kimse kızmasın biz aynadaki yansımaları kaleme aldık.
alıntı 
http://www.memurlar.net/haber/290250/

7 Ağustos 2012 Salı

KURANI KERİM

http://www.readthequran.org/ONLINE/TURKISH1/001.html

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Eskisi ve yenisiyle Ankara bürokrasisi

Eskisi ve yenisiyle Ankara bürokrasisi


 Devlet  sisteminin ve bu sistemin kurumları olan bürokrasinin ve bürokratının daha verimli, hızlı, adil, çağdaş ama bize has, milli ve manevi değerlerimize saygılı, hizmet esaslı, liyakate değer veren bir düzene kavuşması bu ülke için daha faydalı olur diye düşünüp, statükodan yakındık, değişmesi gerektiğini savunduk.

Ekonomik ve sosyal kalkınmada yetişmiş insan gücü ve devlet yetkisini kullanarak paylaşan memur ve  bürokrat yapılanmasının önemini vurguladık. Bu kapsamda kendi kendimize sıra dışı, riskli ve fakat örnek davranışlarda  bulunduk. Don Kişotca çıkışlar yaptık. Bu sırdaşı, misyon yüklü ve fakat sıradan bakıldığında anlamsız  olarak değerlendirilebilecek şeyler de yaptık.

Bir hatıra..

97-98 yıllarıydı, Hazine uzmanı kadrosundayken kardeş müsteşarlığın müsteşarı (Y.E) makamına çağırarak, Sayın Bakanın talimatı ile genel müdür yardımcısı olarak atayacaklarını bildirmişti. Siyasi bir atama kokuyordu. Ancak teklif edilen genel müdürlüğün ilgi alanı ve yapılan işler  benim geçmişimle, liyakatimle çok bağdaşmıyordu. Orada  başarılı olacağıma inanmadığımı, idareyi maslahat kabilinden görev almanın bize yakışmayacağını ve her iki genel müdürlük teklifini de kabul edemeyeceğimi, şayet geçmişimle alakalı bir görev tevdi edilirse her şeyimle  beraber hizmet edebileceğimi ve başarılı olacağımı söyledim.

Sayın Bakan'a hürmetlerimi ve lütfettiklerini ancak bu görevlere layık başka bir arkadaşımızın kuruma da, ülkeme de daha faydalı olabileceğini, bu atamaların siyasi bir atama olacağını ancak siyasi iktidarın bitiminde görevden alınabileceğimi, bu halde bile on bin dolar maaşla yurtdışında görevlendirileceğimi bilerek reddettiğimi söylediğimde, teklifi yapan Müsteşar normal olarak şaşkına dönmüştü. Belki de bana acıyarak bakmıştı, bilemem.

Bende kendilerine bir gün hatıratınızı yazarsanız ve bir uzmana genel müdürlük teklif ettik, o da eğitimi ve geçmişiyle alakalı olmadığı için reddetmişti diye bahsederseniz belki ileride göreve talip olacaklara liyakat adına güzel bir örnek teşkil eder, bu da için yeter de artar bile demiştim. Meslek hayatımızda buna benzer birçok sıra dışı fakat hukuki uygulamalarda bulunduk.

Bu statüko dışı davranışlarımız kimsenin de umurunda olmadı. Ama biz her zaman dik yürüdük, doğru olanı yaptık. Genel müdür kadrolarında ise inandığımız şekilde çalıştık ve çok kısa süre içerisinde başarılar yakaladık. Uzman kadrolarında üstlerimizden şikayetçi olduğumuz hiç bir uygulamayı personelimizden istemedik, egolarımızla hareket etmedik, mevzuata uyduk ama mevzuatı uygulayacağız diye astlarımıza eziyet etmedik. Her zaman kurumlarımıza ve koltuklarımıza veren el olduk. Hata gördüysek, hemen soruşturma açıp, insanın kimyasını bozmak yerine düzeltmesine fırsat verdik. Sevildik, sayıldık, güvenildik.


Ne diye şikayet ettik?

Statükocu dedik, bu kafayı değiştirmeli dedik,
Monşer dedik, halka inmeli dedik, tepeden bakıyor dedik,
Aristokrat dedik, makamlar babadan oğula geçmemeli, Anadolu evladı da bu makamlarda yer almalı dedik,
Masaya yapışmamalı, koltuktan kalkmalı, sahaya inmeli dedik,
İdare eden değil, verimliliğini artıran, kar ettiren, üreten olmalı dedik.
Güzel konuşmalı, seviyeli konuşmalı, temiz, düzenli, uyumlu giyinmeli dedik,
Bilgisini, görgüsünü sürekli artırmalı, kitap okumalı, örnek olmalı dedik,
Saygı duyulur olmalı, koltuğunu şenlendirmeli,  bunun için gayret etmeli dedik,
Halka hizmeti hakka hizmet bilip, halkın gerçek hizmetkârı olmalı dedik,
Bürokratına bakınca, devlete güven artmalı dedik,
Bürokrat emin olmalı dedik, güvenilir ve yaptığının hesabını verir olmalı dedik,
Boş konuşmamalı, iftira etmemeli dedik, bunlar ona yakışmaz dedik,
Kibir, gurur nedir bilmemelidir dedik,
Nefret, kin, öç duygularından arınmış olmalı dedik,
Makamlar ve sıfatları yükseldikçe, kendisi küçülmeli, tevazu sahibi olmalı dedik,
Egolarını ezmeli,  işine karıştırmamalı dedik,
Siyasi görüşlerini ve inanışlarını işine karıştırmamalı, herkesin herkesimin memuru olmalı dedik,
Rüşvet yememeli, hakkına razı olmalı dedik, gizli saklı işler yapmamalı dedik, mutlaka bir gören duyan olur dedik,
Bu dünyada olmasa da, diğerinde mutlaka hesap sorulur dedik


Şikayet ettik de ne oldu?

Evet statüko oldukça değişmiş, şikayet ettiğimiz konular da değişmiş, monşerler, aristokratlar yerini çoğunlukla Anadolu evlatlarına bırakmış, çok güzel ve başarılı işler de yapılmış ve yapılmakta.

Bürokrasinin merkezi olan başkent Ankara her zaman dedikodularla, senaryolarla, entrikalarla doludur. Bugün yalanladığın şeye, ertesi gün başka bir kaynaktan kulağına geldiğinde inanırsın. Son zamanlarda Ankara seyahatlerimde ustalık dönemi bürokratlarını sıkıntılı, çok gergin gördüm, morale, motivasyona ve güvene ihtiyaçları var gördüm.

İftira ve dedikodu kampanyaları almış basını gitmiş,
Soruşturmalar, teftişler, imzasız ihbarlar gırla gidiyor,
Hukuk müşavirliğine sormadan, komisyon kurmadan imza atmamalar,
Cemaat kavgaları, etnik ve siyasi çekememezlikler, hemşeri kazıkları,
Nikahlı veya nikahsız esler artmış, bir kısım yuvalar yıkılmış,
Eski patronun ekibini temizleme operasyonları asıl iş olmuş,
Kral öldü yasasın yeni kral haykırışları, samimiyetsizlik yayılmış,
Bir yorgunluk, bezginlik, stres, korku, diz boyu,
Güvensizlik, dinlenme ve takipleşme paranoyaları cep telefonlarını çekmecelere sokmuş,
Her yazıdan kopya çekip evde özel arşiv oluşturma çalışmaları son safhada,
Yıldızı düşmüş veya eski arkadaşlar ile görüşmeme, telefonlarına çıkmama huyu oluşmuş,
Herkesin gözü bir diğerinin cebinde, maaşında, ek gelirlerinde, lojmanında, bir merak bulutu sarmış,
Bugün değil yarın düşünülür olmuş, görevden alınınca ne iş yapacağım endişesi şirazesini kaybetmiş,
Bakanlar memurlarından, bürokratlarından daha çok çalışır olmuş, eski statüko ve oligarşi dağılmış, yenisi oluşmuş. 
Alıntı http://burokrathaber.com/makale/eskisi_ve_yenisiyle_ankara_burokrasisi-49094
AZİZ YAMAKOĞLU
yamakoglu2010@gmail.com

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Vergi denetiminde sorun çözüldü mü?

Vergi denetiminde sorun çözüldü mü?

25 Temmuz 2012 Çarşamba, 17:52 · tarihinde Akif Öz tarafından eklendi
Vergi denetiminde sorun çözüldü mü?
 Ülkemizin yakın bir zamanda vergiden başka bir kamu gelirinin kalmayacağı açıktır. Bununda sistemli ve sağlıklı bir şekilde sağlanması ancak denetimle olabilir .
Yeni Türkiye konseptine uygun olarak Ak Parti iktidarı kamuda ki çeşitli örgütlenmelerin revizesine gitmiş ve 2011 yazındaki KHK furyası ile birçok bakanlık örgütlenmesi yenilenmiştir. Maliye Bakanlığı gibi bazı bakanlıklarda bu durum örgütlenmede değişiklik şeklinde değil ama aynı veya benzer işi yapan memur unvanlarının birleştirilmesi şeklinde cereyan etmiştir.(Muhasebat ve milli emlak denetim birimlerinde bu yapılmamıştır.) Bu konuda gündem sıcaklığını koruyan başlıklardan birisi ise “vergi denetimi”dir. Hepsi Vergi Usul Kanunu’nun aynı maddesinden yetki alan farklı amirlere bağlanmış olan Maliye Bakanlığı vergi denetim memurları tek bir denetim birimi olan Vergi Denetim Kurulu bünyesinde ve “resmi ve kanuni olarak” tek unvanla Vergi Müfettişi adı altında bir araya getirilmiştir.

Buraya kadar sorun çözülmüş görünmektedir. Ancak uygulamada  A Grubu Vergi Müfettişlerine yönelik “negatif ayrımcılık” ile aynı unvanlı diğer gruplardaki müfettişlerden ayrı bir hiyerarşik uygulamaya tabi tutulma gayreti ortaya konulmaktadır. Örneğin A Grubu Vergi Müfettişlerinin görevlendirilmeleri Kurul Başkanı tarafından yapılırken diğer gruplardaki (b, c, ç) müfettişlerin görevlendirmelerinin Bakan tarafından yapılacağı yönetmeliğe konulmuştur. Ayrıca A Grubu Vergi Müfettişlerinin Vergi Denetim Kurulu ile hiçbir bağı olmayan 29 ilde örgütlenen Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı vergi dairesi başkanlıkları sayısınca ve oldukları yerlerde grup başkanlığı oluşturularak eski yerlerinde görevlerine devam etmeleri istenmiştir. Kaldı ki Gelir İdaresinde bile bu sayı tartışılmakta ve fazlalığı sürekli eleştirilmektedir. Keza Ege Bölgesinde Aydın, Denizli, Manisa ve Muğla illerinde de olduğu gibi. İzmir’e ve birbirine bu kadar yakın illerde vergi dairesi başkanlığı kurulması kamu hizmeti görülmesi amacını karşılamamakta ve buna aykırılık oluşturmaktadır. Bütün bunlara rağmen  29 ilde 32 adet A Grup Başkanlığı kurulmuştur. Diğer grup müfettişler ise Ankara, İstanbul ve İzmir’de görevlendirilmeye devam etmiş  burada görevli olan müfettişlere yeni iller açılmamış hatta grup sayısı azaltılmıştır.

Örgütlenmedeki gruplar arası bu anlaşılmaz yapı, vergi incelemelerinde, performans değerlendirilmesinde ve son olarak “SADECE” A Grubu Vergi Müfettişlerine uygulanma dayatmasıyla su yüzüne çıkan Görev Yerleri İtibarıyla Vergi Müfettişleri Yer Değiştirme Yönetmeliği’nde de görülmektedir.

Peki maliyede aynı birimdeki tek unvanlı memurlar arasında neden böyle  suni bir ayrım  meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Bunu diğer kamu kurumlarından örneklerle daha net ortaya koyabiliriz. Bu konudaki ilk tecrübe SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığıdır. Bu denetim biriminde SSK Genel Müdürlüğü bünyesindeki iki tip müfettiş, Emekli Sandığı müfettişleri, Bağ-Kur müfettişleri ve hatta çeşitli kamu bankalarından gelen müfettişler “tek çatı altında” birleştirilmiş ama maliyedeki gibi bir “KRİZ” yaşanmamıştır. 2011 yılı KHK furyasında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın değişik kademelerdeki denetim elemanları “tek çatı altında” toplanmış, ama buralarda da  bir “KRİZ” yaşanmamıştır.

Peki, çözüm nedir? Artık ülkemizin yakın bir zamanda vergiden başka bir kamu gelirinin kalmayacağı açıktır. Bununda sistemli ve sağlıklı bir şekilde sağlanması ancak denetimle olabilir. Bu nedenle  Gruplar arası keskin ayrım kaldırılmalı ve esnek bir grup yapısı benimsenmelidir. Mesleğe yeni başlayanlar küçük ve orta ölçekli mükellefleri incelemeli, mesleki tecrübe arttıkça daha kapsamlı inceleme alanlarına geçmelidir. İnanıyoruz ki önerdiğimiz şekilde yapılanmayı gerçekleştiren bir Vergi Denetim Kurulu kayıt dışılığın önlenmesinde de en etken aktörlerden biri olacaktır.

 alıntı
http://www.haberahval.com/haberler-1368-vergi-denetiminde-sorun-cozuldu-mu.html#.UBAG1ZHJaNd