30 Mayıs 2018 Çarşamba

Vergide barış zamanı

Yasa çıktı. Milyonlarca esnaf, serbest meslek erbabı ve işletme ‘matrah artırımı’ yoluyla geçmişe dönük 5 yıllık vergi incelemesinden kurtulacak. Devletle barışıp az bir vergi ödeyen mükellef ceza da almayacak... Af paketi, Resmi Gazete’de yayımlanarak 18 Mayıs’ta yürürlüğe girmişti. Milyonlarca kişiye fırsat sunan paket, özellikle esnaf ve işletmeler için avantajlı hükümler içeriyor. Şirketlerin stresi haline gelen geçmişe dönük vergi inceleme ve ceza sorunu bu düzenlemeyle tamamen ortadan kalkmış oluyor. Ancak bunun da bazı şartları var. İşte detayları...
2017 YILI DAHİL
 Mevcut durumda mükelleflere geçmiş 5 yıl için vergi incelemesi yapılabiliyor. Ancak yasayla, şahsen vergisini ödeyen kişiler Gelir Vergisi matrahlarını, şirketler de Kurumlar Vergisi matrahlarını artırarak bu incelemeden kurtulabilecek. Matrah artırımı başta 2013 ile 2016 yılları arasını kapsıyordu. Son dakikada buna 2017 yılı da eklendi.
KİMLER YARARLANAMAZ? 
 Bir başka deyişle Maliye, mükellefe “2013, 2014, 2015, 2016 ve 2017 için, belli oranda artırım yapıp bir vergi ödersen, o yıllara ait defterlerin incelenmeyecek ve ceza kesilmeyecek” diyecek. Ancak, defter, kayıt ve belgeleri veya defter sahifelerini yok edenler, belgeleri sahte olarak düzenleyenler bu fırsattan yararlanamayacak.
YÜZDE 15-35 ARASINDA 
 Matrah artırımından yararlanacak olan mükelleflerin, daha önce vermiş oldukları beyannamede gösterdikleri vergi matrahını, yasada belirtilen oranda artırmaları gerekiyor. Matrahların, 2013 takvim yılı için yüzde 35, 2014 için yüzde 30, 2015 için yüzde 25, 2016 için yüzde 20 ve 2017 için yüzde 15’ten az olmamak üzere artırılması şart.
KDV İÇİN DE GEÇERLİ Geliri basit usulde vergilendirilen ticari kazanç sahipleri için en az artırılacak matrah tutarları 2017 yılı için 2453 lira, 2016 için de 2164 lira olacak. İşletme hesabı esasına göre defter tutanlar için en az artırılacak matrah tutarları ise 2016 yılı için 14 bin 424 liranın altında olamayacak.KDV için de yüzde 1.5 ila 3.5 arasında artırımla barıştan yararlanmak mümkün.
AĞUSTOS SONUNA KADAR 
 Matrah artırımı için 31 Ağustos’a kadar başvuru yapılabilecek. Matrah artırımı başvurusu yapıp hesaplanan vergileri isteyen 30 Eylül’e kadar peşin ödeyebilecek. Taksitle ödeme yapacaklar için ilk taksit 30 Eylül’e kadar yapılacak. İkişer ay arayla toplam 6 eşit taksitte ödeme yapılabilecek.
3678 LİRA ÖDEMEK YETECEK 
 Serbest meslek erbabı da (doktor, avukat gibi) bu imkandan yararlanacak. Örneğin; 2017 yılı için zarar etmiş olsa bile en az 24 bin 525 liralık matrah artırımına gidecek. Bu matrah üzerinden ödenecek vergi 3678 lira olacak. 2016 için ise 3245 lira yeterli olacak. Bunu ödeyen mükellef devletle barışmış yani sigortasını cebine koymuş olacak.
alıntı
http://www.posta.com.tr/yazarlar/bilal-emin-turan/vergide-baris-zamani-2003100

10 Mayıs 2018 Perşembe

VARLIK BARIŞI

..............Kamu çalışanı anlatıyor
Dün aldığım bir mektubu kısaltarak ve yazanın ismini gizleyerek sizlere iletiyorum:
“Seçim süreci başlayana kadar bizim görevimiz mümkün olduğu kadar fazla haciz işlemi yapıp devlete gelir sağlamaktı. Günde en az 10 e-haciz yapmazsak amirlerimizden azar işitirdik.Seçim kararı alınınca devlette yeni bir uygulama başlatıldı.Ertesi gün yazılı olmayan hiyerarşik bir şekilde talimatlar başlatıldı:Hacizler ikinci bir emre kadar yapılmayacak!Satışlar ikinci bir emre kadar uygulanmayacak!Ödeme emirlerini de gönderemiyoruz.Bu kararlar belli kişilerin, özellikle büyük iş adamlarının çıkarları doğrultusunda alınıyor.Seçim kampanyasına bizim de alet edilmemiz insanın kanına dokunuyor ama yapacak bir şey yok. Baskıdan nefes alamıyoruz.Bu anlattıklarım konusunda elbette ki yazılı belgeler yok. Sadece müdürlerden memurlara uzanan sözlü talimatlardır.Kimsenin korkudan sesi çıkmıyor. Lütfen bu konuyu gündeme taşıyın da vatandaşımız görsün. Sanmasın ki kendisine dokunulmayacak… Çünkü bunlar bir seçim oyunu. Seçim bitince her şey eskisine dönecek, vatandaş gerçekleri o zaman anlayacak!”İşte size varlık barışı komedisinden, seçim öncesinde hacizlerin durdurulmasına uzanan kısacık bir Türkiye tablosu,,
Alıntı
https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/emin-colasan/para-babalarina-kiyak-varlik-barisi-2400541/

8 Mayıs 2018 Salı

1. Vergi Affı

MUHALEFET ŞERHİ
1/944 esas numaralı "Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na ilişkin muhalefet şerhimiz aşağıdaki gibidir.                                                                           Bilgilerinize sunarım.
Vergi Affı
Komisyonda görüştüğümüz 1/944 esas numaralı "Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı", AKP hükümetlerinin, son 6 yıl içerisinde getirdiği 6. kapsamlı vergi affıdır. Özellikle 26. Yasama Dönemi'nde çıkarılan, içerisinde büyük vergi teşvikleri, vergi muafiyetleri getiren ve bu yönleriyle vergi affına tekabül eden torba yasaları da göz önünde bulundurursak neredeyse 6 ayda bir vergi affı çıkarılır duruma gelmiştir. Vergi aflarının tamamı, AKP iktidarının kendi yandaş sermayesine pay aktarmanın, onları daha da zengin etmenin yolu olarak kullanılagelmiştir. Bu durum; hem vergisini düzenli ve usulüne uygun ödeyen vatandaşların cezalandırılması, hem vergi affı ile AKP yandaşlarının zenginliklerini artırması, hem vergi disiplinin bozulması, hem devletin vazgeçtiği bu vergi kaynağının bütçe açığı yaratmasıyla, topluma yeni zamlar şeklinde dönmesi ve bütün bu sebeplerle  vergi  adaletsizliğini derinleştiren çok sıkıntılı bir durumdur. Hükümet, bu kadar sık bir şekilde önümüze koyduğu vergi aflarıyla Türkiye insanının vergi ahlakını bozmuştur.
Seçime iki aydan daha kısa zamanın kaldığı ve AKP iktidarının bizatihi kendi açıklamalarıyla seçimden sonra ekonomik bir deprem ihtimalinin açık olduğu bir dönemde bu tasarının çıkarılması açık bir seçim rüşvetidir. Ekonomik krizin, toplum üzerine bir deprem gibi çökeceği iktidar tarafından dile getirilmişken, devletin 300 milyar lirayı aşan vergileri affetmesi, bu krizi derinleştirecektir.
Başbakan Binali Yıldırım'ın açıkladığı, 300 milyar lirayı aşan vergi borçları  ile cezalar için yapılandırma yapılmasını öngören düzenleme, AKP döneminde çıkan dokuzuncu,  son altı yılda çıkan altıncı vergi affı olacaktır. 16 yıllık vergi afları bilançosu, her yapılandırmada tahsilatların giderek  düştüğünü, vergi yükünün dolaylı vergiler üzerinden ücretliler üzerine yıkıldığını oraya koymaktadır.
Söz konusu düzenlemelerin nasıl bir vergi adaletsizliği yarattığını resmi veriler ortaya koymaktadır.2018'in ilk çeyreğinde tahsil/tahakkuk oranı gelir vergisinde yüzde  54,4, motorlu taşıtlar vergisinde yüzde 29,8, KDV'nde (KDV) yüzde l 9,8'de kalmıştır. Yani, tahakkuk ettirilen (vatandaşlarca ödenen) her 100 liralık KDV'nin ancak 20 lirası devlete ödenmiş, 80 liralık bölümü mükelleflerce kredi gibi  kullanılmıştır.  2017'de KDV ile Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gelirinin toplamı 293 milyar TL'yi aşarken, vatandaşın ülke içinde ödediği her 100 TL'lik KDV'nin 50,5 TL'sini devlet  aracılardan  tahsil edememiştir. 2018'in ilk çeyreğinde bu oran yüzde 20'nin de altına gerilemiştir.
2017'de toplanan 536 milyar TL verginin yüzde 67,1'i, yani 360 milyarı KDV ve ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergilerden oluşmuştur. Kurumlar 52, ücretliler 67  milyar TL vergi ödemiştir. Patronlar için birçok kalemde vergi istisnası ve vergi indirimi getiren AKP iktidarı, indirim taleplerini reddettiği petrol ve doğalgaz ürünlerinin sadece ÖTV'sinden 2017'de 63,6 milyar TL toplamıştır. Son çıkarılan torba yasalarla, tütün üreticisine büyük  vergiler getirilmiş, gazoza, limonataya bile ÖTV getiren AKP'nin, 2017'de toplamda 138,3 milyar TL ÖTV topladığı görülmektedir.
Peki bütün bu vergi aflarmın, vergi muafiyet ve teşviklerin halka yansıması nasıl olmaktadır?
AKP'nin yandaşa, ülke kaynaklarını peşkeş çektiği ve adaletsizliği derinleştirdiği vergi afları, halka yeni zamlar, yeni vergilerle yansımaktadır. 2017'de 47,4 milyar lira açık veren bütçenin, 2018'de bu tasarıya konu olan seçim rüşveti niteliğindeki popülist düzenlemeler ve güvenlik odaklı, savaş politikalarıyla birlikte 100 milyar liraya yakın açık  vermesi beklenmektedir. Bütçenin açık vermesi, faizlerin daha da artması ve yatırım yapılmamasına ve elbette ki, soframızdaki peynir, zeytinden, içtiğimiz suya kadar her şeye zam yapılması anlamına gelmektedir.
Peki, vergi aflarının devletin kasasına, Hazine'ye katkısı var mıdır?
Her vergi affı sonrası, tahsilat oranları daha da düşmektedir. AKP'nin iktidarda olduğu 16 yılda 9 vergi affı getirilmiştir. Bu aflarla birçok vergi kaleminde yapılandırmaya  gidilirken, "varlık barışı" adı altında kara para aklanmış, tahsilatlar giderek düşmüştür.
AKP döneminde çıkarılan bu vergi aflarını kısaca hatırlarsak;
27.02.2003: Gümrük vergisi, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, trafik cezaları, resim ve harçlar gecikme zamları ve gecikme faizleri silinmiştir. Naylon fatura kullananlar gibi vergi kaçakçıları da  affedilmiştir. AKP Hükümeti'nin tahsilat hedefi 10 milyar lirayken, ancak 7,9 milyar liralık borç için 3 milyon 415 bin 144 başvuru yapılmıştır. Tahsilat 4,7 milyar lirada, tahsilat oranı yüzde 60'ta kalmıştır.
22.11.2008 Varlık Barısı: Kriz nedeniyle yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin parasının ülkeye getirilmesi için düzenleme yapılmış ve yurt içindeki mükellefler için de ''varlık barışı" adı altında af getirilmiştir. Yurt içinden 20,4 milyar lira ve yurt dışından da 27,8 milyar lira olmak üzere toplam 48,2 milyar lira varlık beyan edilmiştir. 1.6 milyar liralık vergi tahakkuk etmiş, 1 milyar 69 milyon liralık vergi ödenmiştir. Bu durumda yaklaşık 600 milyon lira vergi ödenmemiştir.
25.02.2011: Vergi, fatura ve prim borçlarına 36 aylık yapılandırma yapılmıştır. Bu pakette yaklaşık 300 kalemde af sağlanmış, başvuru miktarı 38,1 milyar lirayı bulmuştur. Tahsilat oranı yüzde 67'de, tahsilat tutarı 26,3 milyar lirada kalmıştır.
29.05.2013 Yeniden varlık şansı:Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının,  yurtdışındaki parasının ülkeye getirilmesi için yeniden varlık barışı adı altında bir düzenleme yapılmıştır. 
11.09.2014: Birçok vergi kaleminde faiz indirimi, ceza silinmesi, af ve yapılandırma gelmiştir. 42.5 milyar liralık yapılandırma yapılmış, Şubat 2016 itibarıyla 8,5 milyar lira tahsil edilmiştir. Tahsilat oranı yüzde 20'de kalmıştır.
15.02.2015: İstenen tahsilata ulaşılamadığı için, Maliye Bakanlığı genelgesiyle bir önceki yapılandırma için süre uzatılmıştır.
19.08.2016: 80,4 milyar liralık çok kapsamlı vergi ve prim borcu yapılandırması yapılmıştır. 
27.05.2017:-13,7 milyar liralık vergi ve prim borcu yapılandırması yapılmıştır. 
Yukarıda ifade edilen vergi aflarının tahsilat oranlarından, esasen AKP iktidarının vergi disiplinini nasıl bozduğu, bütçede yarattığı açığı nasıl derinleştirdiğini ve bu yükün halka nasıl zamlar ve yeni vergiler olarak yansıdığını çok açık görmekteyiz. Ancak yukarıda ifade edilen tarihlerde çıkarılan vergi afları haricinde; AKP iktidarının 16 yılda çıkardığı sayısız torba yasa ile yatırımı teşvik adı altında vergi ödemek istemeyen sermaye kesimlerine, adı vergi affı olmasa da; vergi affı niteliğinde yüzlerce vergi muafiyeti, istisnası ve teşviki yapılmıştır. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu torba yasalarla geçirilmiştir. Bir kısmı, öncesinde Bakanlar Kurulu'na verilen sınırsız yetkilerle gerçekleşmiştir. Ancak OHAL rejimi sonrası, OHAL döneminde başta enflasyon ve pahalılık ile yoksulluk olmak üzere, kangrenleşen ekonomik sorunları, işsizlik artışını, üretimin durma noktasına gelmesi, sadece dış yatırımcıların değil, yerli yatırımcıların bile OHAL koşullarında yaşanan baskı ve güvensiz ortamdan kaçması gibi birçok sebepten kaynaklı ülke büyük bir mali krize girmiştir.
Mali krizin derinleştiği OHAL koşullarında, AKP iktidarı günü kurtarmak, yaşanan ekonomik bulıranı toplumda görünmez kılmak için sürekli olarak "yatırımı teşvik, vatandaşa müjde" adı altında birçok torba düzenlemeyi Meclis'e getirmiş, tekleştirilmiş medya ile bu algıyı toplumda hakim kılmaya çalışmıştır.
Peki, kanunlaşan ve şu an seçime 50 gün kala AKP iktidarının anketler iyi gitmediği için, adeta seçim rüşveti niteliğinde getirdiği bu tasarı da dahil, torba yasalarda özetle ne vardır sorusunun cevabı çok basit: yoksullara vergi zamları, yeni vergiler, yandaş patronlara ise vergi muafiyetleri ve daha fazla zenginleşme ... Yani AKP, müjde diye sunduğu torba yasalarla halkı yeni vergi yükleriyle daha da yoksullaştırırken, kendi akrabaları ve yandaşlarım halktan aldığı bu yeni vergilerle daha da zenginleştirmektedir. AKP iktidarı önümüzdeki tasarının içerisinde; emeklilere ikramiye, imar ve vergi affı gibi toplumu ilgilendiren düzenlemeleri savunsa da; bu seçim rüşvetinin karşılığı, halka kaşık ile verilenin, şırınga ile geri alınması olacaktır. Bunu, tahsilat oranı bütçe açığını kapatmadığı için vergi afları sonrası yapılan zamlar, yeni getirilen vergiler deneyimlerinden açıkça görmekteyiz. Özellikle 26. Yasama  Dönemi'nde, yani yakın zamanda çıkarılan 20'ye yakın torba yasa içerisinde sermayeye teşvik, halka yeni zamlar şeklinde vuku bulan düzenlemeleri kısaca hatırlamakta fayda vardır.
Halkın sırtma hangi vergiler nasıl yüklenmiştir?
MTV'yi % 40 oranında artırılmıştır. Otomobil sahibimilyonlarca düşük-orta gelirlinin ciddi bir vergi yükü ile karşı karşıya kalmasıyla sonuçlanmıştır.
Meyveli gazoz, limonata gibi içeceklerden zaten hiilihazırda KDV alınıyorken, % 25oranında özel tüketim vergisi, yani ÖTV getirilmiştir.
ÖTV'nin vergi tabanı genişletildi. Yani vergilerin; çalışmayan öğrencileri, kadınları, işsizleri,   toplumun   çoğunluğunu   oluşturan   geniş   yoksul   kesimleri   kapsaması kanunlaşmıştır.
Vatandaşın aldığı sütten, yoğurttan, yumurtadan, nohuttan, aldığı sağlık hizmetinden, her şeyden %18 KDV alırken; AKP iktidarı sermaye kesimlerine, 160 milyarlık (eski parayla katrilyonluk) KDV ödemeyi yasalaştırmıştır.
Proje yüklenici firmalara ilişkin olarak düzenlenen evraklar, belgeler, teminatlar vb. birçok husus; Damga Vergisinden, harçtan muaf tutulmuştur. Oysa ki Damga Vergisi dolaylı vergiler içinde KDV ve ÖTV'den sonra en fazla gelir sağlayan vergi olup, halktan alınırken zengin yandaşlardan alınmamaktadır.
Türkiye'de kar oranı en fazla olan ve vatandaşların yaptığı her işlemden pay alarakdaha da zenginleşen bankalar ile diğer finans kuruluşlarına, vergi indirimleri, vergi istisnaları getirilmiştir.  Halkı sömüren, hatta dolandıran bankalar daha da zenginleşirken, bu vergi muafiyetinin bedeli mazota, benzine, ekmeğe, süte, peynire, ete getirilen yeni zam ve vergilerle halka ödetilmiştir.
İşsizler ordusuna dönen ülkemizde İşsizlik Fonu'nun patronlar  için kullanılmasının önü açılmıştır. Altını çizmekte fayda var; işi olmayan vatandaşlar için kurulan İşsizlik Fonu'nun milyonlarca işsiz için değil, yandaş patronların daha da zenginleşmesi için kullanılması kanunlaşmıştır.
Geçtiğimiz haftalarda, Hükümetin "vergi reformu" dediği KDV torbası ile devletin 160 milyar, eski parayla 160 katrilyon liralık parasının, bu ülkenin %1'lik kesimine, yani sermaye sahiplerine ödenmesi kanunlaşmıştır. Halk bu kadar yoksulken, gitgide evine ekmek götüremeyecek hale gelirken, vergisini öderken; sermayeye, yandaşlara l 60 katrilyon para ödenecektir. Ne için? Yandaşlar daha da zenginleşsin diye.Ağırlıklı olarak sermaye kesiminden alınan ve başta Gelir ve Kurumlar Vergisi olmak üzere çeşitli vergilerden muafiyet, istisna ve indirim gibi uygulamalarla vazgeçilmektedir. Yani 2017 yılında 102 milyarlık bir verginin alınmasından vazgeçilmiştir. Bu rakam ilk kez bu denli yüksektir. Örneğin 2016 yılında bu 30 milyar civarındadır. Yani ilk kez bu miktar %350 artırılmıştır. Bunun nedeninin bir yandan OHAL koşullarında fırsatçılık yapılarak sermayeden alınan vergilerden vazgeçilmesi, diğer yandan kurulması planlanan yeni rejime irili ufaklı sermaye çevrelerinin politik desteklerinin sağlanmasıdır. Aynı gerekçelerle 2018 bütçesinde alınmayacak olan vergilerin miktarı 132 milyar lirayı geçmektedir. Böylece AKP  iktidarı 2019'da öngördüğü seçime sermaye çevrelerinin kendine destek vermesini mümkün kılmak istemiştir. 
AKP hükümetlerinin yıllardır yasama mantığı böyle işlemektedir. Hazırlanan tasarının bütünü, işçi ve emekçilerin kısa ve orta vadede aleyhine düzenlemelerden oluşmaktadır. Maalesef ki, esasında halkın lehine olabilecek bir tasarı, AKP açısından büyük bir propagandanın malzemesi olmaktadır. Hükümetin yapması gereken temel hizmetler, bir lütuf gibi sunulmaktadır. Gerçek olan ise; vergi adaletsizliğini derinleştiren vergi ve imar affının, çok kısa zamanda halka büyük bir maliyet olarak geri döneceğidir.
Sonuç olarak, şu anda 81 milyon vatandaş dardadır ; özellikle dar gelirliler, işçiler, memurlar, emekliler dardadır ve borç içerisindedir. İktidar "Ben beş yıldır borcunu ödemeyenin faizinin yüzde 90'ını affı edeceğim" demektedir. Fakat büyük kuruluşlar bunu kötüye kullanmaktadırlar. Mükerrer olarak vergi affından yararlanan binlerce, on binlerce kuruluş bulunmaktadır. Biz, madem ki 81 milyon vatandaşımız sıkıntıda, bununla beraber, sosyal kesimleri de rahatlatacak bir adını atalım diyoruz. Milyonlarca vatandaşımızın kredi kartı borcu var, icraya girmiş vatandaşlarımız var, tüketici kredisi borçları olanlar var. "Bu borcu olan vatandaşlarımızın da faizlerinin% 90'ını affediyoruz" demeyi öneriyoruz. Esasen, darda olan vatandaşlarımızın borçlarını yapılandırmak gerekmektedir.
Fakat Hükümet, mevcut düzenlemeyle yalnızca küçük bir azınlığın borçlarını yapılandırmaktadır.


Garo Paylan

İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 557)
TBMM komisyon tutanağı



4 Mayıs 2018 Cuma

Sözlü sınavda elenen 169 Vergi Müfettiş Yardımcısı dava açtı

Sözlü sınavlardan elenen 174 Vergi Müfettiş Yardımcısından 169'u dava açtıCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın etkin bir vergi denetimi sağlamak, kayıt dışı ekonomi ve terörün finansmanına karşı etkili bir mücadele yürütmek üzere verdiği talimatın ardından 5, 6 ve 7. dönemler itibariyle göreve başlatılan çok sayıda Vergi Müfettiş Yardımcısı, oldukça zor geçen 3 yılı aşan yardımcılık sürecinde mesleğin gerektirdiği disiplin, ahlak, bilgi birikimi, kıdemli üstatların refakatinde edindiği tecrübe neticesinde aldıkları "Yetki" sonrasında bir çok vergi incelemesi gerçekleştirerek görevlerine başarıyla devam etmektedir.
Bu 3,5 yıllık zorlu Yardımcılık süreci sonunda mesleki yeterlik hakkı veren kamu kurumları arasında en zor sınav olarak bilinen 4 gün boyunca toplam 18 saat süren Yeterlik Yazılı Sınavını da "Başarılı" oldukları halde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla mesleğe alınan ilk dönem olan 5. Dönem 174 Vergi Müfettiş Yardımcısı, Vergi Denetim Kurulu kuruluş kanununda yapılabileceğine ilişkin hakkında herhangi bir hüküm bulunmayan, Kurul Yönetmeliğinde ise sadece mesleğe giriş sınavının bir parçası olarak düzenlenmiş olan, münhasıran kurul üyelerinin arzu ve amaçları doğrultusunda varlığı vukuu bulan 10-15 dakikalık Vergi Müfettişliği Yeterlik Sözlü Sınavında haksız hukuksuz ve adaletten uzak muameleler ile başarısız sayılmıştır.
Müfettiş Yardımcıları bu haksız ve hukuksuz uygulamaya karşı resmi itirazlarda bulundu. Ancak Vergi Denetim Kurulu idarecilerince kendilerine olumsuz yönde geri dönüş yapılmış, nihayetinde Müfettiş Yardımcılıları kendi kurumları ile maalesef davalık olmuşlardır. Şu an itibariyle 169 Vergi Müfettiş Yardımcısı Danıştay 2. Dairesi ve İdare Mahkemeleri nezdinde dava açmış bulunmaktadır. Son alınan bilgiye göre 1.000'in üzerinde Maliye Bakanlığı personelinin Bakanlığı ile davalık olduğu ve halen davalarının devam ettiğinin bilgisi alınmıştır. Daha önce Maliye Bakanlığı aleyhine açılan ve sonuçlanan tüm davalarda mahkemeler Vergi Müfettiş Yardımcıları lehine karar vererek haklılıklarını tasdik etmiştir. Ancak davalar Vergi Müfettiş Yardımcıların lehine sonuçlanmış olsa da ülkemizin mevcut şartlarına bağlı olarak bu davalar uzun zaman alabilmektedir. Bu süreçte Müfettiş Yardımcıları ve aileleri ciddi manada maddi ve manevi hak kaybına uğramaktadır. Bu durum devletimizin kıt kaynaklarla birçok emekle yetiştirmiş olduğu yüzlerce vergi Müfettiş Yardımcısı ve ailelerinde huzursuzluğa, çalışma barışının bozulmasına ve yetişmiş insan kaynaklarının heba edilmesine sebebiyet vermektedir.
Maliye Bürokrasisi ülkemizin 2023 hedefleri doğrultusunda birçok emekle yetiştirilmiş, ülkesine hizmet aşkı ile görevine devam eden binlerce Vergi Müfettiş Yardımcısını heba etmek yerine onları kazanma yoluna gitmelidir. Ancak edinilen bilgilere göre; yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ortaya çıkan bu huzursuzluğun olası siyasi sonuçlarından kaçınmak amacıyla Bakanlık bürokratları tarafından "ikinci sınavın sadece ilk sınavda başarısız olunan kısım itibariyle yapılacağı" şeklinde, sorunu çözmekten öte daha da karmaşık hale getiren bir yönetmelik değişikliği gibi bazı düzenlemelerin yapılacağı haberi alınmıştır. Bürokratlar tarafından siyasi karar alma mekanizmalarının haklı tepkilerini ve mahkemelerin vereceği kararları bertaraf edecek, geçici ve suni çözümler değil, kalıcı ve kesin çözümler üretilmelidir. Unutulmamalıdır ki Devletteki makam ve mevkiler; kişisel hırs, taassup ve bu milletin yetişmiş genç beyinlerini heba etme yeri değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla, Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın kontrolünde tüm bu olumsuz gelişmelerin düzeltilebilmesi için mevcut düzenlemeler yerine; objektif kriterlerle ölçülebilen, huzura, güvene, hakkaniyete dayalı ve eşitlik gözeten, yeni düzenlemelerin yapılması, "daha yapacak çok işimiz var" bilinci ile daha fazla vakit kaybetmeden, haksız usulsüz ve adaletten uzak muamelelerle hakkı gasp edilen 174 Vergi Müfettiş Yardımcısının Yeterlik Haklarının kendilerine teslim edilerek mağduriyetlerinin hızla giderilmesi gerekmektedir.
Bürokrasinin bu tür gayri hukuki muameleleri ile ülkemizin beşeri sermayesini heba etmesinin önüne geçilerek devletine ve milletine sadakatle hizmet eden yetişmiş genç beyinlerin önü açılmalıdır.
Kaynak : SGK Rehberi
https://sgkrehberi.com/haber/156964/?utm_source=memurlarnet&utm_medium=anasayfamanset&utm_content=daily&utm_campaign=Memurlar_Anasayfa

24 Nisan 2018 Salı

Vergi affı kaçınılmaz

Maliye Bakanlığı, 2018 yılının ilk 3 ayına ait bütçe sonuçlarını açıkladı. Bütçe, 2018 yılı Ocak-Mart döneminde 20 milyar 423 milyon TL açık verdi. Geçen yıl ocak-mart döneminde bütçe 14 milyar 922 milyon TL açık vermişti.Geçen yıl referandum nedeniyle; 2017 yılı sonunda bütçe 47 milyar TL açık vermişti. Aslında bütçe açığı 72 milyar TL olması gerekirken; 6736 sayılı ve 7020 Sayılı Yapılandırma Yasaları kapsamında tahsil edilen 25 milyar TL, rekor bütçe açığını 72 milyar TL'den 47 milyar TL'ye düşürmüştü.Şimdi önümüzde 2 ay içinde yapılacak bir erken seçim var. Kurumlar Vergisi beyanname verme süresi bu ayın sonunda bitiyor.
MAYIS AYINDA VERGİ AFFI GELECEK
Vergi mükellefleri, geçmiş yıllara ait yapılandırdıkları vergi ve sigorta borçlarını yine ödeyemediler. Ticari hayatlarında yaşam savaşı verirken, vergi ve sigortaya ödeyecek para kalmadı.Ülkemizde, bundan önceki tüm uygulamalar ve sihirli “seçim'' sözcüğü dikkate alındığında; mayıs ayı içinde  Meclis tatile girmeden  matrah artırımı, stok ve kasa affı, ortaklar cari hesabı düzeltme imkanı, ihtilaflı vergi ve sigorta dosyaları ile ilgili 6736 sayılı yasa benzeri bir yasanın çıkacağını şimdiden söyleyebiliriz. Bundan önceki yapılandırmalarda Maliye en çok tahsilatı yukarıda saydığım düzenlemelerden faydalanılması nedeniyle gerçekleştirmişti. En başarısız olunan alan ise vadesi geçmiş borçların tahsili ile ilgili düzenlemelerdir. Bu alanda başarısız olunmasının nedeni, ekonomik kriz nedeniyle insanların işlerini kaybetmesidir. Kapanan iş yeri sayıları da, bu tespitimizi doğrular niteliktedir.Geçmişe yönelik borçların yeniden yapılandırılması konusunda düzenleme yapılırken; vergi aslında ciddi indirimler içeren düzenlemeler getirilmezse, sonuç yine hüsran olacaktır. Hükümet seçim öncesi bu tür bir af düzenlemesi yaparsa, buradan iddia ediyorum en az 20 milyar TL'lik bir tahsilat gerçekleştirecektir. Bu da bütçe açığının aşağıya çekilmesi ve seçimin finansmanı açısından ellerinde büyük bir koz olacaktır.Bizden söylemesi…
TAKSİ PLAKASI SAHİPLERİNE SELAM YOLA DEVAM
Ülkemizde son iki ayda özellikle,  Ticari taksi -Uber kavgası nedeniyle; gündemden düşmeyen taksi plakası sahiplerine, hükümetten çok önemli bir af düzenlemesi geldi. Taksi plakasının bugün itibarıyla 1.700.0000 TL'den satılabildiği bir ortamda taksi plakalarının alındığı tarihten itibaren 5 yıl içinde el değiştirmesi durumunda; Gelir Vergisi Kanunu'na göre, değer artış kazancı olarak vergi ödemeleri gerekmekteydi. Tıpkı, sahip olduğu evi 5 yıl içinde satan gayrimenkul sahiplerinin; değer artış kazancı elde etmiş olarak değerlendirilip, vergilendirildiği gibi.Tam seçim öncesinde yapılan yasal düzenleme ile, taksi plakalarının el değiştirmesinde alınan Gelir Vergisi kaldırıldı. Bu tür vergilendirmede; taksi plakasını devredenler, elde ettikleri kâr üzerinden ortaya çıkan matraha göre %15‘ten başlayıp %35 ile sona eren Gelir Vergisi tarifesine göre vergi ödüyordu.
El değiştirmede vergi kaldırıldı7104 sayılı Kanun'un 15'inci maddesiyle, Gelir Vergisi Kanunu'nun “Değer Artış Kazançları” başlıklı mükerrer 80'inci maddesinde yapılan değişiklikle; taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan kazançların tamamı, plakaların elde tutulma süresi gibi şartlar aranmaksızın Gelir Vergisi'nden istisna edilmiştir. Yani vergi kaldırılmıştır.Ayrıca bundan sonra vergi alınmaktan vazgeçildiği gibi, geçmişe yönelik olarak bu Kanun'un 18 inci maddesiyle, Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen geçici 88 inci madde ile taksi, dolmuş, minibüs ve umum servislere ait ticari plakaların, yukarıdaki düzenlemenin yürürlük tarihinden önce elden çıkarılmasından doğan değer artışı kazançlarına ilişkin olarak herhangi bir tarhiyat yapılmaması, daha önce yapılmış olan tarhiyatlardan, varsa açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilmesi, tahakkuk eden tutarların terkin edilmesi, tahsil edilen tutarların ret ve iade edilmemesi düzenlemesi yapıldı.Hükümet, bu kadar istisna tanıdıktan sonra hiç vergi almamış olmamak için; 7104 sayılı Kanun'un 21'inci maddesiyle, Harçlar Kanunu'na bağlı (2) sayılı tarifede yapılan düzenlemeye göre; taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların devrine ilişkin kağıtlarla ilgili işlemlerden, alım satım bedeli üzerinden binde 30 oranında noter harcı alınacağına ilişkin düzenleme yapmıştır.Yukarıdaki düzenlemeler 06.04.2018 tarihinde yürürlüğe girdi. Yani, bundan sonra taksi plakalarının el değiştirmesinde Gelir Vergisi alınmayacak, sadece noter harcı ile yetinilecek.
HÜKÜMET TAKSİ SAHİPLERİNE VERDİKÇE VERİYOR
Bilindiği üzere; taksi plakası sahipleri, Özel Tüketim Vergisi indirimi avantajlarıyla  araç satın alabiliyorlar  ve  basit usulde vergilendirildikleri için  geçici vergi, stopaj ve katma değer vergisi ödemiyorlar. Ayrıca basit usulde ticari kazanç elde edenlere tanınan 8.000-TL'lik istisnadan da yararlanabiliyorlar. Yukarıdaki tablo gösteriyor ki; ülkemizde yapılabilecek en önemli ve sorunsuz iş, taksi plakası sahibi olmaktır
alıntı
https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/nedim-turkmen/vergi-affi-kacinilmaz-2-2367411/

6 Eylül 2017 Çarşamba

Hiçlik makamı

 Adnan Berk Okan

Bu Hikayeyi Duymuş Olamazsınız

        

Bu Hikayeyi Duymuş Olamazsınız
A
a

Bu Hikayeyi Duymuş Olamazsınız

Hiçlik makamı

Tarih 17 Şubat 1959...

Adnan Menderes'in de içinde bulunduğu THY uçağı, Londra'da inişe geçtiği sırada düşer..
Uçaktaki 21 kişiden 14’ü hayatını kaybetmiştir...
Kurtulan 7 kişiden biri de Adnan Menderes'tir.
Türkiye'ye dönüşünde Sirkeci Garında büyük bir devlet töreni ile karşılanır Menderesi Karşılayanlar arasında CHP Genel başkanı İsmet İnönü bile vardır ama...

En ilginç olay bundan sonra...

Adnan Menderes perona ayak bastığında insanlar yüksek boyutlu bir dalga gibi gidip gelirler..
O sırada kalabalığı eline bıçakla yaran bir adam ensesinden tuttuğu beş-altı yaşındaki bir erkek çocuğunu Başbakan'ın ayaklarının dibine yatırır...
Herkesin şaşkınlıktan kanı donmuştu…
Bu adam, Menderes'in şaşkın bakan gözlerinin içine diktiği gözlerini devirerek: "Seni bize ALLAH bağışladı. İzin ver oğlumu senin için ALLAH'a kurban edeyim" diye bağırır...
Adamla Menderesin bakışmaları esnasında adam bir an şaşkınlığa düşünce, onun bu şaşkınlığını fırsat bilen emniyet görevlileri yetişir ve çocuğu adamın elinden kurtarırlar.

O olaydan tam 18 ay sonra...

Takvimler 17 Eylül 1961'i gösterdiğinde...

Adnan Menderes idam sehpasının merdivenlerini çıkar, titrek adımlarla…
Ölümle yaşamı birbirine bağlayan sandalyenin konduğu masanın ayakları, olması gerekenden daha yüksek...
Cellât gelip… Menderesin ayaklarının altındaki sandalyeyi çeker, tam sekiz dakika sürer...

Şimdi gong!...

Adnan Menders'in ayaklarının altındaki iskemleyi çeken adam kimdi biliyor musunuz?..
Bilmeyenler için söyleyeyim:
Sirkeci Garında çocuğunu Menderes için kurban etmek isteyen adamdı: Üsküdarlı gece bekçisi Kara Kemal (Ayson)...

İnsanoğlu ne yazık ki budur...

Hiçlik Makamı..

Adnan Berk Okan


Adnan Menderes’in Celladı Kimdi Biliyor musunuz? Menderes uçak kazasından sonra yurda dönüşünde kalabalıklar tarafından karşılanır. O sırada kalabalığı eline bıçakla yaran bir adam !

  • Ensesinden tuttuğu beş-altı yaşındaki bir erkek çocuğunu Başbakan’ın ayaklarının dibine yatırır… Herkes şaşkınlıktan ağzı açık şoke olur.
  • Bu adam, Menderes’in şaşkın bakan gözlerinin içine diktiği gözlerini devirerek: “Seni bize ALLAH bağışladı. İzin ver oğlumu senin için! ALLAH’a kurban edeyim” diye bağırır…
  • Adamla Menderesin bakışmaları esnasında adam bir an şaşkınlığa düşünce, onun bu şaşkınlığını gören emniyet görevlileri yetişir ve çocuğu adamın elinden kurtarırlar.
  • O olaydan tam 18 ay sonra… Takvimler 17 Eylül 1961’i gösterdiğinde…
  • Adnan Menderes idam sehpasının merdivenlerini çıkar, titrek adımlarla… Ölümle yaşamı birbirine bağlayan sandalyenin konduğu masanın ayakları olması gerekenden daha yüksek… Cellât gelip… Menderesin ayaklarının altındaki sandalyeyi çeker, tam sekiz dakika sürer…
  • Şimdi gong!…
  • Adnan Menders’in ayaklarının altındaki iskemleyi çeken adam kimdi biliyor musunuz?.. Bilmeyenler için söyleyelim. Sirkeci Garında çocuğunu Menderes için kurban etmek isteyen adamdı: Üsküdarlı gece bekçisi Kara Kemal (Ayson)… du. Hiçlik makamı! Anlayana!
https://akishaber.com.tr/bu-hikayeyi-duymus-olamazsiniz-70436.html

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Velev ki miting alanında iki kişiydik…


MURAT SEVİNÇ 
Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ında, Kocakarı ile Ömer şiirinden: “Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilahi, sorar Ömer’den onu.”
Türkiye’de siyasi polemikler, iktidar ve muhalefet arasındaki atışmalar, giderek bir zekâ testine dönüşmeye başladı. Yaşını başını almış adamlar, kimi yöneticiler, havuzun dolgun maaşlı kalemşorları, Maltepe’deki miting alanında kaç kişi olduğunu hesaplamaya ve muhalefeti mat etmeye çalışıyor. İnternet haberlerinden okuduğum kadarıyla, Devlet Bahçeli’yi dahi imrendirecek hesap yöntemleriyle üstelik!
Başka bir zamanda olsa ilkokul düzeyindeki bu çabaya gülüp geçer insan, ancak gülme isteği de bırakmadılar pek.
Çünkü halihazırdaki ‘hukuk’ uygulamaları, rahatlıkla ‘Miting alanındaki sayının fazla gösterilmesi yoluyla iktidarı yıpratma çabası ve bu yöntemle bilmem ne örgütüyle işbirliği/iltisak’ gibi bir iddiayı ‘iddianame’konusu haline getirebilir. Kim şaşırır?
İşte bu anormallikler nedeniyle, uzunca bir süredir her bilgisayar başına oturduğumda, yazmak istediğim asıl konuyu ertelemek zorunda kalıyorum. Oysa bugün CHP’lilere (aslında bunun altından kalkabilecek tüm partilere), ‘Her bir yurttaşa söz hakkı tanıyan, tüm ülkede irili ufaklı açık hava toplantıları’ öneren bir şeyler yazacaktım. Sonraki yazılara kaldı haliyle!
Miting alanından bir milyon insan olsa ne olur, yüz bin olsa ne olur, bin olsa ne olur ve hatta iki kişi olsa ne olur? O iki kişinin derdinin, tasasının, endişesinin bir değeri yok mu?
Yazıya başlarken, Hz. Ömer’in tavrından hareketle Mehmet Akif tarafından kaleme alınmış sözcükleri özellikle aktarmak istedim. Bunun başlıca iki nedeni var. İlki, bir kesime laik/seküler terminoloji ile bir şey anlatmak mümkün olmuyor.
İkincisi, laik/seküler hukuk kuralları da tarihsel süreçte dinsel kurallardan etkilenmiştir. İç içe geçmişlerdir.
Şöyle açıklamaya çalışayım: Henüz ‘KHK teröristi’ olmadığım zamanlarda derslerde incelediğim örnek temel hak vakalarından biri‘türban yasağı’ sorunuydu. Sonra bir gün, üniversitede türban yasakları sürerken Radikal İki’ye ‘Türban yasağı ayıptır’ başlıklı bir yazı kaleme aldım. Bu yazıda, derste işlediğim ve öğrencinin tartışmasını beklediğim başlıkları özetledim.
Kuşkusuz her özet, biraz sığlıkla maluldür.
Şunları anlatıyordum: Her toplumu bir arada tutan belli başlı kural öbekleri var. Biraz zorlayarak üçe indirgersek, bunlara ‘Ahlak, din ve hukuk’ kuralları diyebiliriz. Laik/seküler düzende hukuk kurallarının diğer ikisinden farkı, arkasında ‘kamu otoritesi’ olması, dolayısıyla farklı bir yaptırımla karşılanmasıdır. Bir kurala aykırılık günah (inançlılar için), diğer kurala aykırılık ayıp (ortalama ahlaki ilkeleri benimseyenler için) ve son kurala aykırılık ise‘hukuksuzluk’ sonucunu doğurur. Hukuka aykırılık, hem dindar olanı ve olmayanı ve hem de ahlaki normları benimseyeni ve benimsemeyeni ilgilendirir. Yaptırımı, uhrevi ya da toplumsal değil, dünyevidir.
Buradan hareketle türban yasağının ‘dini’ açıdan dindarları, ‘ahlaki’ açıdan bunu sorun edenleri, oysa ‘hukuksal’ açıdan herkesi ilgilendirdiğini; türban yasağına ilişkin ‘mahkeme’ kararlarının tartışmalı olduğunu, kişisel olarak yanlış bulduğumu ve AYM’nin 1991 kararının (‘yorumlu ret’ adıyla bilinen) bağlayıcılığının dahi tartışılabileceğini yazmıştım. Peki konu hukuksal açıdan sorunluysa geriye ne kalıyor? Din ve ahlak kuralları. İyi de laik/seküler bir sistemde din kuralları dindarı ilgilendirir.
Ne kaldı? Ahlak kuralları. İşte bu nedenle yazının başlığı ‘Ayıptır!’ idi.
Bunları şu yüzden anlatıyorum. Üç kural öbeği, asırlar boyunca iç içe geçmiştir. İnanç sistemlerinden etkilenmemiş bir hukuk sistemi yok bilebildiğim kadarıyla. İyi ve kötünün, adil olan ve olmayanın, serbest ve yasak olanın kökeninde, asırlarca tanık olunmuş toplumsal/sınıfsal mücadelenin izi var. Toplumsal dediğimiz kategori de, hakim inanışlardan bağışık değil.
Bir örnek daha iyi olabilir: Hırsızlık. Dinen yasaktır, ahlaken ayıptır, hukuken suçtur. Açın kadim dinlerin kutsal kitaplarını ve dinsel ilkelere şöyle bir bakın; tümü olmasa da çoğu, bugün dahi ahlaken kınanan ve hukuken sınırlanmış/yasaklanmış konulardır. Bu topraklardaki ‘yaygın’ inancının kutsal kitabına da göz atın; ayet ve hadislerde, ‘kul hakkı’konusunda neler öğütlenmiş.
Laik/seküler hukuku benimsemiş bir sistemin yurttaşı, o öğütlerden hangisine karşı çıkar?‘Huzuruma kul hakkı ile gelmeyin,’ örneğin. Karşı çıkar mısınız? Cenaze namazında istenen‘helalliğin’, dürüst bir insan için az buz bir yaptırım korkusu olmadığını mı düşünüyorsunuz? O korkunun dünyevi yaşamda bir karşılığı yok mu? Neden bu memlekette dürüstlüğü anlatmak için ‘Müslüman adam’denir (idi!), düşündünüz mü?
Üstelik her yerde var bu tür sıfatlar. Bilmiyordum, daha geçenlerde bir sevgili hocamdan Fransızların da ‘Katolik biri’ dediğini öğrendim. Çünkü o dinin temel ilkeleri de aslında benzer bir ‘ahlak’ öneriyor, müminine.
Benim alanım, konum, ‘Diyanet işleri’ değil. Yüzeysel (Türkiye standartlarında, değil tabii!) bilgimle ahkâm kesecek halim de yok. Söylemek istediğim, şu anda Türkiye’de tanık olduğumuz hukuk yorum ve uygulamalarının, yalnızca laik/seküler ilke ve kurallara değil, toplumu bir arada tutan diğer kural öbeklerine de aykırı olduğu. Yalnızca Türkiye toplumundan değil, her birinden söz ediyorum. Tel tel dökülmek, her halde böyle bir şey!
Daha önce de (yine gevezelik ettiğim bir yazıda!), rahmetli babamın çok dindar biri olduğunu yazmıştım.
‘Müslüman bir adamdı’ anlayacağınız! Rahmetli, adımı Ömer koymak istemiş, Hz. Ömer’den etkilendiği için; ancak üç kızdan sonra gelince rahmetli yengemin ısrarıyla ‘Murat’ olmuşum. Kız olsaydım adım ‘Yeter’ olacaktı demek ki!
Rahmetli, canımı yalnızca bir kez yaktı. İlkokula henüz başlamışken, bir gün okul kaldırımında bir gümüş künye/bilezik bulup koşarak babama getirmiştim. Büyük sevinçle! Babam kulağımdan tuttu, o kaldırıma dek eli kulağımda yürüttü ve künyeyi bulduğum yere bıraktırdı. ‘Başkasının malına el uzatılmaz’ diyerek.
İnancına aykırı bir şey yapmıştım. Çocuk halimle nasıl etkilendiysem, yıllar sonra ‘hak-hukuk-adalet’ çalışır ve anlatırken hep aklımın bir köşesinde kaldı bu can acıtan öğüt! Kuşkusuz hikâyeyi çok manasız bulanlar olacak.
Öyledir de belki, bilmiyorum. Buna mukabil benim için önemli olan, babamın, toplumu bir arada tutan kural öbeklerinden hiç olmazsa birine karşı duyduğu sarsılmaz sadakati fark etmekti. Kulağıma küpe oldu!
Şimdi bakıyorum da şu parmak hesabı yapanlara.
69 yaşında bir parti lideri, 4oo küsur kilometre yol yürümüş, binlerce insan onu takip etmiş, yürüyüşte her türlü hakarete alkışla karşılık verilmiş, tek bir küfür edilmemiş, tek bir çöp bırakılmamış, ‘Adalet’ sloganı dışında söz işitilmemiş, pazar günü insanlar akın akın miting alanına gelip hep birlikte ‘Adalet’ diyerek haykırmış. Bu zavallılar oturmuş, kendilerinin dahi inanmadığı saçma sapan argümanlarla böylesine devasa barışçıl bir yurttaş eylemini itibarsızlaştırmaya çalışıp kelle sayıyor.
Valilik, işini gücünü bırakmış sabaha karşı aceleyle sayı açıklaması yapıyor vs. Kim bunlar? Dindar olduğu iddiasındakiler. Kim bunlar? Cuma namazı hutbesinde Hz. Ömer kıssası dinlerken gözyaşı dökenler.
Sayı hesaplıyorlar. ‘Biz sizden çoğuz’ diyorlar. Biz kimiz? Siz kimsiniz? 15 Temmuz’da meydanları dolduracaklar başka memleketin insanı mı? Hasta mı bu hesapları yapanlar? Evet hastalar, kesinlikle sağlıklı düşünemiyorlar artık. Kapkaççı kapitalizmin pençesinde, sinekten rezidans çıkarmaya çalışırken rahatsızlandılar.
Kendi mitinglerinde iki milyon sığdırdıkları alana, yalnızca 170 bin sığdırabiliyorlar. Göz göre göre yalan söylüyorlar. Hutbe dinlerken, Hz. Ömer’in özel işleri esnasında devletin mumunu yakmadığına dair davranışını duyduklarında iç geçirip adından miting alanında toplanan kalabalığı hesap etmeye çalışıyorlar. Yazık.
Laik/seküler bir sistemde hukuken bağlayıcı olan, laik/seküler hukuk kurallarıdır. Ahlaki ve dini kurallarla pek çok noktada kesişen, hukuk kuralları. Bir toplumu ayakta tutabilmek için, üç kural öbeğinden hiç olmazsa birine ‘saygı duymak’ zorunluluk. Hiç olmazsa, birine. Tümüne saygısızlık/aykırılık, işte böyle bir manzarayla karşı karşıya bırakıyor seksen milyon yurttaşı.
Velev ki o alanda iki kişiydik. Bir derdi, şikâyeti olan iki kişi. Ne yapacaksınız şimdi?
Alıntı http://www.sanalbasin.com/bankacilikta-uluslararasi-kurallara-veda-bddk-ozkaynak-hesaplamalarini-degistirdi-19948221/
http://www.diken.com.tr/velev-ki-miting-alaninda-iki-kisiydik/

23 Haziran 2017 Cuma

Tilki adaleti nasıl öğrendi?


Bir aslan, bir eşek ve bir tilki beraberce av partisi düzenlemiş. Heyecanlı bir kovalamacadan sonra koca bir geyiği öldürmüşler.
Hepsi acıkmış, iştahla geyik etini yemeyi bekliyor.
Aslan “Gel bakalım eşek kardeş” demiş “Ganimeti âdil bir şekilde böl, hepimiz hakkımızı alıp yiyelim. Yoksa açlıktan öleceğim.”
Eşek, geyiği üç eşit parçaya bölerek “En adaletli taksim budur” derken öfkelenen aslan kükreyerek atılıp, bir pençede onu cansız yere sermiş.
Aslan daha sonra tilkiye dönerek “Hadi tilki kardeş, sen şu geyiği âdil bir şekilde ikiye böl de yiyelim” demiş.
Eşeğin akıbetini gören tilki, kendisine küçücük bir parça ayırıp, gerisini “Aslan payı” olarak bırakmış.
Aslan bu taksimi beğenerek “Sen çok âdil birisin yaa tilki kardeş, sana böyle adaletli bölüşmeyi kim öğretti?” diye sormuş.
Tilki, yerde yatan eşeğe şöyle bir göz atarak:
“Sevgili aslan beyefendi” demiş “Şu cansız eşeğe bir bakmak, bu dünyanın adaletini öğrenmeye yetiyor!”
alıntı
http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/rahmi-turan/kilicdaroglunun-iddiasi-muthis-1904568/

15 Haziran 2017 Perşembe

STALİN İN TAVUĞU





STALİN EN SADİST CİNAYETLERİNİ PLANLADIĞI ÇALIŞMA ODASINA
YAKIN DOSTLARINI TOPLAMIŞ SOHBET EDİYORDU.
VOTKA ŞİŞELERİNİN BİRİ GİDİP, DİĞERİ GELİYORDU.
KAFALAR İYİCE DUMANLANMIŞTI.
STALİN KAN ÇANAĞINA DÖNMÜŞ GÖZLERİNİ ETRAFINDA
DALKAVUKLUK YARIŞINA GİRMİŞ ADAMLARINA ÇEVİREREK SORDU:
“SAÇINI İHTİLALDE, HALK İÇİNDE, DEVLET YÖNETİMİNDE,
BROKRASİDE AĞARTMIŞ DOSTLARIM…
SÖYLEYİN BAKALIM HALKIN YÖNETİME BAŞ EĞMESİ,
KAYITSIZ ŞARTSIZ İTAAT ETMESİ İÇİN YÖNETİCİLER NE YAPMALI,
NASIL DAVRANMALIDIR?”
HER DUMANLI KAFADAN BİR SES ÇIKTI.
KİMİSİ ADALETTEN, HAKTAN SÖZ ETTİ.
KİMİSİ DEMOKRASİDEN.
KİMİSİ SÜRGÜNDEN, İDAM SEHPASIN’DAN, HAPİSTEN BAHSETTİ.
KİTLESEL CİNAYETLERİN DEHA ÇAPINDAKİ KATİLİ STALİN,
BEĞENMEDİ ADAMLARININ İZAHATLARINI.
BİR KADEH DAHA VOTKA ÇEKEREK ŞÖYLE DEDİ:
“YÖNETİMİ ELİNE GEÇİREN HÜKÜMDARIN TANRIDAN PEK FARKI YOKTUR!
HALKIN KARŞINIZDA BAŞ EĞİP DURMASI İÇİN NE YAPMANIZ GEREKTİĞİNİ
DURUN DA ŞU BEYİNSİZ KAFALARINIZA ÇİVİ GİBİ ÇAKAYIM…”
HEMEN HİZMETÇİLERİ ÇAĞIRIP EMRETTİ.
“ÇABUK BANA BİR TAVUK GETİRİN…”
ACELEYLE BİR TAVUK KAPIP GETİRDİ ADAMLARI.
STALİN, KAFALARI İYİCE DUMANLANMIŞ ADAMLARININ
GÖZLERİ ÖNÜNDE BAŞLADI CANLI CANLI TÜYLERİNİ YOLMAYA TAVUĞUN.
BÜTÜN TÜYLERİ YOLUNUP CASCAVLAK KALAN TAVUĞU
ODANIN ORTASINA SALIVERDİ.
“ŞİMDİ İZLEYİN BAKALIM NEREYE GİDECEK BU ŞAŞKIN TAVUK…”
ZAVALLI TAVUK BU AZAPTAN KAÇIP KURTULAYIM DİYE
ARALIK KAPIDAN DIŞARI CANIMI ATAYIM DİYOR,
SOĞUKTAN TİR TİR TİTRİYOR…
MASALARIN ALTINA GİRİYOR, KÖŞELİ MASA AYAKLARI CANINI YAKIYOR.
DUVAR DİPLERİNE KOŞUYOR TELEKSİZ TÜYSÜZ KANATLARI
YARA BERE İÇİNDE KALIYOR.
ŞÖMİNEYE YAKLAŞIYOR TÜYSÜZ DERİSİ KAVRULUYOR.
ÇARESİZ TÜYLERİNİ YOLAN STALİN’İN BACAKLARI ARASINA
SAKLANIP SIĞINIYOR…
O ZAMAN STALİN, CEBİNDEN BİR AVUÇ YEM ÇIKARIP
ÖNÜNE TANE TANE ATIVERİYOR YOLUNMUŞ TAVUĞUN…
YEMLENEN TAVUK, STALİN NEREYE YÖNELSE PEŞİNDEN KOŞUYOR…
AĞIZLARI BİR KARIŞ AÇIK KALAN DOSTLARINA BAKIP,
POS BIYIKLARININ ALTINDAN GÜLEREK ŞÖYLE DİYOR STALİN:
“GÖRDÜNÜZ MÜ, HALK DEDİĞİNİZ TOPLULUK BU TAVUK GİBİDİR.
TÜYLERİNİ YOLUP AL VE SERBEST BIRAK…
O ZAMAN YÖNETMEK KOLAY OLUR…”
STALİN’İN SOFRA DOSTLARI HAYRETLER İÇİNDE KALIP
“VAY ANASINA BİRADER, ADAMDAKİ AKILA BAK…”
DİYE BAŞLARINI SALLADILAR…
BU OLAY, GERÇEKTEN OLMUŞ MU?
YOKSA, UYDURULMUŞ BİR ÖYKÜ MÜ BİLMEM AMA
“STALİN’İN TAVUĞU” DİYE BİR TABİR VAR…

9 Haziran 2017 Cuma

katma-deger-vergisinde-ingiliz-modeli-mi

Haftaya,
 “Katma Değer Vergisinde İngiliz Modeli Geliyor, Dertler Bitiyor”
şarkısı ile başladık.
 Sayın Maliye Bakanı, Gümrük Bakanı açıklamalar yapıyor, iş dünyası yaşa, var ol sesleri ile destek veriyor. Hal böyle olunca; bütün gazetelerin ekonomi sayfalarında İngiliz KDV Sistemi ile ilgili haberler, oranlar havalarda uçuşmaya başladı. Bir gazete dışında, diğer bütün gazetelerde yer alan İngiltere'deki genel KDV oranı okuyuculara yanlış iletildi.

İNGİLİZ KDV SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
İngiltere'de Katma Değer Vergisinde 3 farklı oran uygulanmaktadır. Genel oran 1978 yılında yüzde 8 iken, 2011 yılında yüzde 20 oranına yükseltilmiştir. İngiltere'de katma değer vergisi oranı 1977'den 2017 yılına kadar ortalama yüzde 16,61'dir. Bazı mal ve hizmet gruplarında yüzde 5 KDV oranı uygulanmaktadır. Enerji tasarrufu sağlayan ev araç gereçleri, çocuk koltukları gibi bazı mal ve hizmetler bu orana tabidir.
Sıfır oran ise; çoğu gıda, kitap, gazete, çocuk giysi ve ayakkabıları, motosiklet kaskı ve AB dışı ülkelere ihraç edilen malların büyük çoğunluğuna uygulanmaktadır.
İngiltere'de işletmeler tarafından indirim müessesi yolu ile yansıtılamayan, yani işletmeler üzerinde kalan KDV tutarı beyannamenin verildiği tarihten itibaren 10 gün içinde şirketlerin banka hesaplarına havale yapılmaktadır. Eğer bu ödeme geciktirilirse, firmalara ek ödemeler gündeme gelmektedir.
İşletmeler belirlenen tutar ve hata payının üzerinde hesap hatası yaparlar ise; geri ödeme hakkını kaybediyorlar.
TÜRKİYE'DE TEMEL SORUN İADELERİN ZAMANINDA YAPILMAMASIDIR…
Sayın Ağbal, “Daha basit, sade, büyük ölçüde tüketimi vergileyen, vatandaşın üzerinde ilave finansman yükü getirmeyen bir KDV sistemini Türkiye'ye kazandıracağız. Oranlardan çok şikayet alıyoruz. Sistem özellikle yatırım ve üretim tarafında ciddi finansman maliyetleri üretiyor. Bugün ikinci 100 liralık KDV'nin yüzde 60'ını 2.000 firmadan alıyoruz, oysa 2.5 milyon KDV mükellefi var” demektedir.
Katma Değer Vergisi, üretimin her aşamasında yaratılan değeri vergilendiren ve nihai tüketici üzerinde kalan bir tüketim vergisidir. Teorik tanım olmakla birlikte; ülkemizde mal ve hizmet üretiminde yüklenilen KDV oranı ile, mal ve hizmet tesliminde hesaplanan KDV oranının farklılığı nedeniyle; KDV yükü nihai tüketici yerine, mal ve hizmet üreten üzerinde kalmaktadır. Katma Değer Vergisi'nin yarattığı finansman yükünü hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak için Yeminli Mali Müşavir Raporu ile iade, indirimli teminat uygulaması, hızlandırılmış iade sistemi ve İhtisas Vergi Daireleri gibi çeşitli yöntemlere rağmen bu süreç, bir türlü hızlanamamıştır.
İadelerin gecikme nedenleri;
– Devlet mükellefi potansiyel suçlu olarak görmekte,
– Sakıncalı mükellefler listesi uygulamasında yaşanan kargaşa,
– Sahte fatura kullanımının yaygınlığı,
Yukarıdaki 3 nedene ilave olarak, belki de en önemli neden; Maliye'nin, bu iadeleri nakit ödeme dönemlerinde, bütçeden yeterli nakit akış fazlası yaratamamasıdır. Bütçe yılının son 2 ayında teminat mektubu karşılığı nakit iade bile alınamaması en önemli göstergedir.

İngiliz modeli bahanesi ile genel oran yüzde 20'ye çıkartılırsa, sürpriz olmaz
İhracatçılar, müteahhitler, hazır giyimciler ve diğer sektör temsilcileri İngiliz modelini; üstlerinde kalan KDV yükünün beyannamelerin verilmesinden itibaren 10 gün içinde hesaplarına yatırılacağı düşüncesi ile destekliyorlar. Dahilde işleme rejiminin yaygınlaşacağı da diğer beklenti konuları arasında.
Ülkemizde uygulanan genel KDV oranı olan yüzde 18, çok yüksek bir orandır. Mal ve hizmet ticaretinde yüzde 2 – yüzde 3 kârlarla çalışan piyasanın önüne yüzde 18 KDV oranını koyarsanız, hem alıcının hem de satıcının amacı, bu yüzde 18'i bir şekilde iç etmek olacaktır. Menfaat çakışması yerine, menfaat çatışması yaratan müesseselere ihtiyaç vardır.
Yüksek KDV oranı, sahte fatura düzenleme ve kullanma fiillerini zirveye taşımıştır. Kayıt dışı ekonomi, kayıtlı ekonominin yüzde 60'ına ulaşmıştır. Katma Değer Vergisi Kanunu'nun uygulanmaya başladığı 01.01.1985 yılından bugüne hiç KDV ödemeyen mükellefler mevcuttur.
Aslında Maliye Bakanlığı ideal bir KDV sisteminin nasıl olması gerektiğini çok iyi bilmektedir. Ancak bütçe gerçekleri nedeni ile, oranları indirme gücü yoktur. Adaletsiz dolaylı vergiler üzerine kurulan ve tüketiciyi ezen vergi düzenini, mecburiyetten sürdürmek zorunda kalmaktadır.
Maliye Bakanlığı, genel KDV oranını yüzde 18'den yüzde 10'a indirip, ayrıca yüzde 8 ve yüzde 1 KDV oranı uygulanan mal ve hizmet gruplarını tek bir listede toplayıp, uygulanacak KDV oranını da yüzde 2 olarak belirler ise; büyük bir devrim yapmış olur. Yıllar önce hazır giyim sektöründe KDV oranını yüzde 18'den yüzde 8'e indirmiş, bu indirime rağmen bu sektörden aldığı KDV tutarını artırmıştır, bu husus rakamlarla sabittir.
Bu oran indirimleri ile birlikte, hala sisteme dahil olmayan mükellefler süratle tespit edilip, çok ağır yaptırımlara tabi tutulabilirse; çok etkili sonuçlar alınacağını, vergi gelirlerinin azalmayıp, artacağını öngörmek kahinlik olmayacaktır.
Eskilerimiz,
 “Asılacaksan İngiliz ipi ile asıl, basılacaksan Rum dilberi ile basıl…''
derken, “kaliteye” vurgu yapmıştır. İngilizlerin adını kullanıp, vergi oranı artışına bahane yaratmayalım.